İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mayıs 2015 Perşembe

Adaların en yeşili sensin Heybeliada

Uzun bir kış mevsiminden sonra havaların ısınmasını fırsat bilen İstanbulluların kaçmak için fırsat kolladıkları bir yer olan Heybeliada'yı keşfe çıkıyoruz.  Prens Adaları arasında en yeşili ve bence en sakini olan Heybeliada'ya Bostancı, Beşiktaş, Kadıköy veya Eminönü'den ulaşabilirsiniz. Eski Rumca'da Halki yani bakır anlamına gelen Heybeliada kızılçam ormanları arasında eşsiz bir güzelliğe sahip. Büyük Ada'nın kalabalıklığından eser yok burada. Ada'nın sokaklarında dilediğiniz gibi kaybolun. Her sokak sizi farklı bir manzarayla karşı karşıya getirecek. Ada'da Çam Limanı'na doğru ilerlediğinizde yolun sonunda sizi Heybeliada Sanatoryumu karşılayacak. Bu Sanatoryum çam ağaçlarının arasında verem hastalarının tedavisi için kurulmuştu. 1980 sonrasında hastaneye devlet tarafından gelen destek kesilince hastane ayakta kalmakta güçlük çekmiş. 2005 yılına kadar yapılan yardımlarla ayakta kalmaya çalışan sanatoryum daha fazla direnemiyor ve bir daha açılmamak üzere kapatılıyor. Sanatoryumun hemen yan tarafındaki banklarda hem soluklanabilir hem de manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Sessizlik ve manzaraya bırakın kendinizi. Unutun bir süreliğine her şeyi ve herkesi. Sonra gelin kendinize kaybolun ara sokaklarda, eski evler arasında...

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Edirne yolcusu kalmasın

İstanbul'dan günübirlik nereye gidilir diye düşünürken çıkan fikir arasındaydı Edirne, sabah 7.30 gibi çıkıp yaklaşık 4 saatte Edirne merkeze vardık. Arabayı Selimiye Camii'nin arka taraflarında bir sokak arasına arabayı park edip turumuza başladık. İlk durak Selimiye Camii. 1568 yılında yapımına başlanıp 1574 yılında biten camii, II.Selim için Mimar Sinan'a yaptırıldı. Mimar Sinan'nın ustalık eserim dediği ve UNESCO Dünya Mirası listesine giren Selimiye Camii'ni mutlaka görün. Biz Edirne etrafında dolaşırken beyaz takım elbise, bembeyaz saçlar ve vespa ile yanımızdan geçen kişinin Selimiye'nin eski imamı olduğunu bilmiyorduk. İçeri girdiğimizde Camii'nin akustiğini gelen insanlara gösteren Nadir Ersoy birden herkesi etrafına topladı ve başladı Selimiye'nin tarihini anlatmaya. Buraya gelirseniz onu görmemeniz neredeyse imkansız. Camii gezisini bitirdiyseniz koşun ciğer yemeğe. Biz internet araştırmalarından ve daha önce gelen arkadaşlarımızdan aldığımız tavsiye doğrultusunda Aydın Tava Ciğere geldik. Bu arada Edirne halkı sıcakkanlılık konusunda kesinlikle yıldızlı pekiyiyi hak ediyor. Kime yer sorduysak gayet içtenlikle cevap verdiler. Edirne küçük bir yer. Tek gün içinde biz, Meriç Köprüsünü, Selimiye Camii'ni ve Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesini gezdik. Hafta sonu tek gün için gidilip görülecek yerlerden Edirne. Ciğer yemeden sakın dönmeyin:)

Tevfik Fikret'in İstanbul'u

Yüksekten bakın İstanbul'a ara ara çıkın tepelerine, hüznünüzü sevincinizi paylaşın onunla. Bazen de bağırın ona avazınız çıktığı kadar sonra durulun durun, nefes alın hissedin bu şehri. Burası Doğa Tepe hemen Rumeli Hisarüstü duraklarının yan tarafı. Otağtepe kadar net ve açık bir manzaraya sahip değilse de Avrupa Yakasında İstanbul'u en net görebileceğiniz noktalardan biri. Biz termosumuzu ve kahvelerimizi alıp buraya çıktık ve günümüzün yaklaşık 1 saatlik bölümünü burada geçirdik. Buradan sonraki istikametimiz Tevfik Fikret'in kendinizi bir hikayenin içinde hissedeceğiniz o büyülü evi oldu. Doğa Tepe'den buraya yürüyerek gelebilirsiniz. İçeri girdiğinizde sizi kocaman bir bahçe, masal gibi bir ev ve İstanbul karşılıyor. Bu evde kalıp şair, yazar, ressam olmamanız neredeyse imkansız. Karşınızda uzanan manzara size ilham kaynağı olmak için her an karşınızda. Aşiyan Müzesi burası , şair Tevfik Fikret’in 1906-1915 arasında yaşadığı,1945 yılından bu yana da müze olarak hizmet veren evi. Eve ilk girişte sol tarafta sizi Tevfik Fikret tüm misafirperverliğiyle karşılıyor ve hemen yan duvarda da Tevfik Fikret'in 1901'de yazdığı Sis şiirinden etkilenerek o anları tuvale yansıtan Son Osmanlı Halifesi Şehzade Abdülmecid Efendinin Sis tablosunu göreceksiniz. Sesli rehber mutlaka edinin. Ev içindeki yönlendirmeleri ve anlatılan bilgiler faydalı oluyor. Gidip görün burayı, Tevfik Fikret'in bahçesinde de bir tur atıp öyle gidin evinize:)

18 Ocak 2015 Pazar

Eskişehir yolcusu kalmasın

2 günlük izni fırsat bilip Eskişehir'e gitmeye karar verirseniz yapmanız gereken ilk şey buradan tren biletinizi almak Biz biletimizi 35 TL'ye aldık sabah saatlerine aldık. Pendik'te arabayı otoparka bıraktık. 2000 araçlık bir otopark ve bir alışveriş merkezine sahip olduğu söylenen YHT'nin aslında 50-60 araç alabilecek açık, her yeri çamurlarla ve çukurlarla dolu bir otopark olduğunu öğrendik. Alışveriş merkezi mi? Eminönü alt geçidinin aynısı "Gel abla geeeel" Buraya kadar "Yüksek" hayal kırıklığı...Bekleme salonuna gitmek için alışveriş merkezinden geçip sokağa geri çıkmanız gerekiyor. Küçücük bir bekleme odasında treninizin hareket saatine kadar bekleyebilirsiniz.(Tuvalet yok) Biz tren saatine yakın aşağı inip uzuuuunca bir kuyruğa girdik (yine alışveriş merkezinin içindeyiz bu arada) Bagaj ve bilet kontrolleri sonrası trene bindik. Bizim gibi boşuna emniyet kemeri aramayın çünkü yok:) En fazla gördüğümüz hız 260 km/s oldu. Bol karlı manzaralar eşliğinde yaklaşık 2,5 saatte Eskişehir'e vardık. 60 lira ödeyerek öğretmen evinde kaldık. Öğretmen evine de tren garından yaklaşık 10 liraya taksiyle gittik. Eskişehir genel anlamda ucuz bir şehir. Biz eşyalarımızı odaya bırakıp gezmeye başladık. Öğretmen evinden Migros tarafına gidip Eskişehirlilerin Pino Burger dedikleri bir hamburger yedik. Bu arada Eşkişehirliler yardımseverklikte tavan yaptıklarını bizlere gösterdiler. Adres sorduğumuz herkes, bilmese bile yolu bulana kadar uğraştı:) Biz Ocak ayında gittik ve porsuk çayında teknelerle gezme şansımız olmadı. Giderseniz ve tekne gezisi yapmak istiyorsanız mevsime dikkat edin. Bu arada mutlaka bir harita edinin. Kesinlikle çok işe yarıyor. Gezilecek yerler haritada işaretlenmişti. Biz de gece yatmadan harita üzerinde çalışıp ertesi günkü planımızı hazırladık. Eskişehir'e gitmişken çibörek yemeden dönmeyin. Herkesin szie önereceği Papağan diye bir yer olacak ama biz oraya gitmek yerine Has Kırım Çibörek'e gittik ki çocukluğumdan bu yana yediğim en lezzetli çibörekti diyebilirim. Kıyıda köşede kalmış salaş ve kendi halinden bir mekan popüler değil ki bence bu da onu daha özel yapıyor. Kışın gidecekseniz ve Eskişehir'i çok iyi bilmiyorsanız şehir içinde ulaşımı taksilerle yapabilirsiniz. Fiyatları da gayet uygun. Bu arada Uçak müzesi(kışın giderseniz uçakları görebilmek için üzerindeki karların bir kısmını temizlemeniz gerekecek:) ve Devrim arabasını mutlaka görün. İkisine de giriş için herhangi bir ücret ödemenize gerek yok. Devrim arabası tren garına çok yakın, kime sorsanız seve seve yardım eder:) Biz Devrim Arabasını son güne bırakıp oradan dönüş yolculuğumuza geçtik. Aklımda kaç tane yediğimi hatırlayamadığım çigbörekler ve Porsuk çayında tekne gezisi yapamamanın burukluğuyla Eskişehir'den ayrılıyorum. Biz giderken dereceler -10'u falan gösteriyordu sanırım ve gitmek için iyi bir gündü.

10 Eylül 2013 Salı

Büyükada

İstanbul’u İstanbul yapanlardan biridir Ada turu. Biz de tatili fırsat bilip bir günümüzü burada geçirmeye karar verdik ve Kadıköy’den vapurla adalar yolculuğumuz başlattık. Oturacak yer olmadığı için kapı eşikleri bizi alternatif oturma yerleri sundu. Yolculuğumuz sonlarına doğru sevimli bir teyzeyle sohbet ettik. Eğer denize gidecekseniz Heybeliada güzeldir. ‘bizim denizimiz de kumsalımız da güzel buraya gelin’ diyerek davet etti bizi:)  Adaya gelir gelmez bisiklet kiraladık, günlük 5 lira veriyorsunuz ki gayet uygun bir fiyat.. İstikamet Aya Yorgi. Biz Aya Yorgi’ye akşam geç saatte koyduğumuz hedefi yerine getirmek için bir kez çıkmıştık, herkes dönerken bir tek biz karanlıkta yukarı çıkıyorduk. Birkaç fotoğraf çekip hafiften manzarayı görmeye çalışıp geri dönmüştük. Ama kesinlikle gündüz görmelisniz. Biz bisikletleri aşağıda kilitleyip yürüyerek çıktık. Biz birkaç yerde küçük molalar vererek tepeye ulaştık ki…manzara görülmeye değer ve büyüleyici güzellikte. Saatlerce oturup izleyebilirsin. Hayal kurabilirsin, soyutlayabilirsin kendini bir süreliğine bu hayattan, koşturmacadan…

Gelmişken kiliseye de girin bizce. Çok açık kıyafetlerle giyilmemesi için uyarı var, kapıdada eşofman ya da şal tarzı şeyler asılı. Onları giyip öyle girebiliyorsunuz. Bu arada iyice acıktık, gittiğimiz yer yanılmıyorsam Yücetepe diye bir yerdi. Manzara eşliğinde gidip yemeğimizi yedik ki fiyatlarda çok fazla değildi. Güzel havanın tadını çıkartıktan sonra dönüş için yola koyulduk. Büyükle küçük turu karıştırarak başladığımız noktaya geldik ve dönüş vapurumuzla beraber ada turumuzu sonlandırdık. Biz Temmuz'un 13'ünde oradaydık, yazın son zamanlarını burada değerlendirebilirsiniz belki:) Bu linkten Adalar saatlerini öğrenebilirsiniz.

                                             

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Attım gitti

29.06.13

Uzun süredir yapmak istediklerimiz arasında at binmek vardı ve geçtiğimiz haftasonu bunu gerçekleştirmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Gittiğimiz yer Atlıtur. GümüşdereSarıyer'de sevimli fakat bize göre biraz uzak bir mekan. Biz metro ile Hacıosman'a geldik. Oradan da 152 Sarıyer-Kısırkaya otobüslerini kullandık. Otobüse bindikten yaklaşık 35 dakika içinde Gümüşdere köyü durağında oluyorsunuz. Köy içinde kime sorsanız Atlıtur'u gösteriyor. Zaten tabelalar da size yardımcı oluyor. Fırsat sitesinden 4 kişilik kahvaltı + 10 dakika padok içinde at binmeyi kapsayan kupona 57 lira ödedik. Kahvaltı idare ederdi. Mümkünse kahvaltınızı evinizde yapın sadece at binmek için gelin.  Padok içinde 10 dk. tur attık. Ben bu konuda çok iyi olmadığımı anladım ama en kısa zamanda bir kez daha binmek istiyorum. Eminim 2.sinde çok daha iyi olacak:) Çok keyifli sadece benim için biraz zorlayıcıydı. Benim gibi yapmayın, korkmayın ve atınızı da korkutmayın:) Onu mutlaka sevin, ona güvendiğinizi hissetsin. Kısacası eğer yapmadıysanız mutlaka yapın. Öğle gibi oradan çıkıp günün geri kalanını Yeşilköy'e gidip uçakları izlemeye ayırdık. Taksim'e gelip Tarlabaşına indik otobüse biinmek için ama çok bekleyince dılmuşlarla gitmeye karar verdik. Pahalı ama hızlı, 12 TL verdik 2 kişi. Flyinn'de inip Cafe Crown'da izlemeye çalıştık. Yolda gelirken araştırdık en iyi izlenecek yer olarak orasını bulmuştuk ama bizce çok iyi değildi. Havaalanında girebilir miyiz diye biraz yürüdük ama ters olduğunu anlayınca sahile inmeye karar verdik. Burda çok daha iyi fotoğraflar yakaladık:) Uçakları da izlemeyi seviyorsanız bizim gibi güzel bir haftasonu aktivitesi olabilir.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Bir fincan kahve 40 yıl hatır

Bizim 'İstanbul'un Arka Sokak Lezzetleri' isimli bir kitabımız var. İstanbuleats.com kurucularının çıkardığı, kıyıda köşede kalmış leziz yemeklerini konu alan kitap, İstanbul'u aynı zamanda bölgelere deayırıyor. Aşağı Beyoğlu, Yukarı Beyoğlu, Tarihi Yarımada gibi... Bu da çok daha rahat gezip, istediğiniz mekanları bulabilmenizi sağlıyor. Biz zaman zaman rastgele bir yer seçip bu mekanları yerinde test ediyoruz:) En son gittiğimiz yer Mandabatmaz. Burası sadece Türk kahvesi yapan küçücük bir yer.Dışarıda 3 küçük masa ve tabureler var. Eğer hava güzelse herkesin tercihi buralar oluyor. Biz gittiğimizde her yer doluydu. Biz de,  mekanın karşısındaki bir apartmanın merdivenlerinde oturup 'daha önce içtiklerimiz neydi' dedirtecek kadar güzel Türk kahvlerimizi ağır ağır yudumladık. Ve gerçekten Türk kahvesi içtik:) 1967'den bu yana hizmet veren Mandabatmaz İstiklal Caddesi Olivo geçidinde yer alıyor. İstiklal'den Tünel'e doğru giderken Mısır Apartmanı'nın tam karşı sokağı burası. Gerçek Türk kahvesi içmek isterseniz, ya da gelen misafirlerinizle hem biraz soluklanıp hem de Türk kahvemizi onlara tanıtmak isterseniz bence burası doğru bir yer. Yalnız fiyatını hatırlamıyorum:) Biz gideli bir hayli oldu. Demek ki yeniden gitmenin zamanı gelmiş:)












sadullah

28 Nisan 2013 Pazar

7 tepeli İstanbul

Filmlere, şarkılara, aşıklara, aşklara konu olan İstanbul'un 7 tepesinden biri Çamlıca. Üsküdar'a bağlı çık çık bitmeyen, çıkınca da manzarasıyla insanı adeta büyüleyen huzur yeri. Biz yürümeyi biraz fazla seven insanlar olarak Üküdar'dan yaklaşık 1 saatte Çamlıca'ya kadar yürüdük. Tamam o son yokuş ruhun teslimiyet yeri niteliğinde ama yapılmayacak şey değil, hem etrafı adım adım gezmek iyidir:) Ama siz biz yürümesek daha iyi derseniz o zaman Kadıköy'den 14F otobüsüne binip Kural durağında iniyorsunuz, ya da Üsküdar'dan 15C'ye binip Kısıklı'da inmeniz gerekiyor. Sonrasında indiğiniz yerden cadde boyunca yolun yukarısnına doğru yürüyorsunuz, Kural durağına gelince de yukarı doğru tırmanmaya başlıyorsunuz. Ve işte en tepedesiniz, tüm İstanbul ayağınızın altında, oturun bir yere ve sadece izleyin bir süre ve düşünün evet yaşıyoruz ama ne kadar mutluyuz, mutlu olmak için bu hayattan neler yapıyoruz diye sorgulayın. Anın, yanınızdaki insanların karşınızdaki enfes manzaranın ve hayatın tadını çıkarın:) Bizim gibi çok terlediyseniz de üstünüzü değiştirin mutlaka, rüzgar terle temas etmese daha iyi:)Bu arada bu sıcakta gelinlikle insanların burada ne işi var diye düşünmeyin, adetmiş yeni evlenenlerin buraya çıkması, ilginç ama öyle:) Yanlış hatırlamıyorsam gözleme yapan yerler vardı, temiz havada karnınızı doyurup geri dönüş için enerji toplayabilirsiniz. Haftasonu bir kaç saatinizi değerlendirmeniz için iyi bir fırsat olabilir Çamlıca.

17 Mart 2013 Pazar

'Burası Agora Meyhanesi'

İstanbul'da yaşayıp ertelediğimiz yerlerden biri de Fener- Balat. Bizim kısmen tamamlayabildiğimiz bu gezinin benim için en güzel tarafı, Balat'ta bulduğumuz merdivenler ve yorgunluğumuzu atıp karnımızı doyurduğumuz Köfteci Arnavut. Taksim'den Balat'a otobüsle ulaşım mevcut. Çevrede bulunan Kariye Müzesi görülmesi gereken yerlerden sadece biri. Rumca 'Khora' kelimesinden türeyip, 'şehir dışı' anlamına geliyor. Çok büyük değil fakat görülmesi gereken yerler arasında. Müze mozaik ve freskolar ile dikkat çekiyor. Girişte müzeyle ilgili kitapçık almayı unutmazsanız, çok daha bilinçli bir gezi gerçekleştirmiş olursunuz. Havanın soğuk ve yağmurlu oluşu bu turu tamamlamamıza pek izin vermedi ama Fener-Rum Patrikhanesini görmeyi ihmal etmedik. I. Dünya savaşı ile başlayıp Kurtuluş Savaşı ile biten süreçte kendisine duyulan güveni kaybeden patrikhane Atatürk tarafından yurt dışına çıkarılmış fakat gelen dış baskılar nedeni ile bundan vazgeçilmiş. Biz elimizde gezi notları ile patrikhane ararken, önünden geçip gittiğimizin farkına varmayıp geri geldik. Kapıda kim olduğuna dair bilgimizin olmadı bir adam bizi patrikhaneye yönlendirdi. Girişte büyük bir bahçe karşılıyor sizi. Patrikhane girişindeki 3 kapıdan sadece soldaki kullanıma açık.Ortadaki kapı, Mora isyanı sonucunda, isyana neden olduğu için bu kapıya asılarak idam edilen patrik Grigorios hatırasına 1821'den bu yana kapalı tutuluyormuş. İçeri girdiğimizde yoğun bir tütsü kokusu ile karşılaştık biz. Çok iyi korunmuş ve gösterişli bir patrikhane burası. Ayrıca içeride fotoğraf çekmenize de izin veriliyor. Bahçede patrikhane ile ilgili bilgi edinebileceğiniz bir ön yazı da var. Fener-Balat için programlı olursanız bir gün yeterli. Biz soğuk ve yağmurlu havanın azizliğine uğradık biraz. Tercihiniz en azından biraz daha ılık bir havadan yana olsun:) Bu arada şiirlere  ve şarkılara konu olan Agora Meyhanesini görmeyi ihmal etmeyin. Bizim bu turumuz henüz sonlanmadı ama gezip, gördüklerimiz şimdilik bunlar:)

12 Şubat 2013 Salı

Kız Kulesine Bir Bakış..


Bazen burnumuzun dibindeki güzellikleri görmeden geçip gideriz, kimi zaman da 'bir ara giderim' der ya hiç gitmeyiz ya da uzattıkça uzatırız. Benim kız kulesine şöyle bir uzaktan bakışımda tam da bu bir ara giderim gibi oldu. Karşısına geçip, ciğerleri deniz havası ile doldurmak, günün ya da hayatın koşturmacasını bir nebze  de olsa unutup anı yaşamaya çalışmak, belki biraz hayal kurmak... Ah bir de ertelemesek şu hayatı:) Neyse ki nihayetinde ben bunu gerçekleştirdim. Geçtim karşısına ve bir süre sessiz kalıp sadece dinledim. Sonra da itarihini bir kez daha okudum  belki de Üsküdar'ı Üsküdar yapan bu Bizans döneminden kalma Kız Kulesinin. Tarih der ki... M.Ö. 24 yıllarına kadar uzanan bu kulenin temelleri ve alt katın önemli bir bölümü Fatih dönemi yapısıymış. Kule Yunan döneminden başlayarak Osmanlı'ya kadar birden fazla amaç için kullanılmış. Hatta bir zamanlar Boğaz'dan geçen gemilerden vergi alınması için bile kullanılmış. Neyse ki 2000'de restore edilerek şimdiki kullanımına ulaşıyor. Kule'ye ulaşım Salacak ve Ortaköy'den küçük tekneler ile yapılıyor. Baya baya küçükler:) Gitmediyseniz mutlaka gidip görün ama sanki uzaktan daha bir güzel görünüyor:) Görülecek, öğrenilecek ve yapılacak o kadar çok şey var ki şu hayatta...Yaptığımız en büyük hata belki de ertelemek bir şeyleri, ama farkına kolay varamadığımız belki de varmak istemediğimiz bir şey var ki o da, zaman. Fazla hızlı geçiyor, ertelemeyin hayatı, bir de yürüdüğünüz yolları geçmeyin hızlı adımlarla, bazen de kafanızı kaldırıp bakın etrafınıza, binalara, tarihe, her sabah önünden geçtiğiniz ama fark etmediğiniz her ne varsa:)

13 Ekim 2012 Cumartesi

1 günün anatomisi

Yoğurda geeeeelll:) Kesinlikle yediğim en lezzetli yoğurtlardan biriydi Kanlıca yoğurdu. Bir de İstanbul'da yaşayıp benim gibi daha bir kaç hafta önce gittiyseniz Kanlıca'ya ya da hala gitmediyseiz vurun kendinizi yola, ilk kez gidenleri bu yeni lezzetin ve yerin heyecanı  saracak daha önce gidenlerin de damakları bir kez daha bayram etmiş olacak ki bence değer...Eğer bizim gibi yürümeyi seviyorsanız Üsküdar'dan yola çıkıp Kanlıca'ya kadar yürüyebilirsiniz, yaklaşık 14 km'lik yolu 2,5 saatte aldık biz, bu arada yol sahil şeridi gibi yürümeye çok uygun değil ama bence adım adım her yeri görmek için toplu taşımadan çok daha keyifli, hem yürürseniz yol üstü lezzet duraklarından biri olan Çengelköy manavından 'hıyar' alabilir benim gibi şeftali düşkünüyseniz kollarınızdan akacak kadar sulu ve lezzetli şeftaliler bulabilrsiniz. Bu arada önünden geçip gittiğimiz belki ismini duyduğumuz ama görmek için fırsat yakalayamadığımız Küçüksu Kasrı'nı da gezmek için iyi bir şans..1856 yılında Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılmış, padişahların dinlenme yerleri bu kasırlar ve elbette nerede dinleneceklerini gayet iyi biliyorlarmış:) adı gibi küçük ama gidip görülesi yerlerden biri. Peki gezdik, gördük ve çıktık Küçüksu Kasrı'ndan Kanlıca'ya doğru yol alırken ayakların artık ufaktan bir yere bizi oturtsanız da dinlensek dediklerini duyar gibi oluyoruz, yoğurt öncesi biz yakınlarda ki bir köftecide karnımızı doyurmayı tercih ettik, lezzetli mi? bilmiyorum çok açtım bence harikaydı:) ama bildiğim güzel bir köfteci var onu karşıya geçince yazarım artık:) ayaklar dinlendi karın doyduysa 3-5 adım daha atıp geçelim deniz kenarındaki masamıza ve gelsin yoğurtlar:) pudra şekersiz benim tercihim ve genelde en son kaşık için bir miktar kaymaklı olan kısmı sona saklıyorum:) son tat o olsun.. yoğurtlar yenilip biraz da keyif yapıldıysa geri dönüş için harekete geçilebilir. Ama yürümeyin:) Toplu taşıma bu defa gerekli. Dediğim gibi yürüyüş için çok keyifli bir yol olmasa da bence geçirebilinecek güzel bir gün aktivitesi. Bu arada yol üstünde Lacivert'i göreceksiniz, Anadolu Kavağında, biz bir türlü gidemedik ama olurda siz giderseniz vişneli profiterol yiyin bence, herhalde güzeldir:) hem vişne hem profiterol ne kadar kötü olabilir ki;)