5 Haziran 2015 Cuma

Bu müze başka müze

Bitmek bilmeyen soğuk havaların biraz da olsa yurdumuzu terk etmesiyle birlikte outdoor aktiviteler de gün yüzüne çıkmaya başladı. Hem gözlerinizin hem de ciğerlerinizin bayram etmesini isterseniz bildiğim güzel bir yer var. Belgrad Ormanı'nın güneydoğusunda kalan Atatürk Arboretumu burayı ziyaret edenlere tam bir görsel şölen sunuyor. Peki nedir bu Arboretum?Arboretum, bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla yaşları ve orijinleri belli, uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilenen botanik bahçeleridir. Ülkemizde iki adet arboretum bulunuyor. Bunlardan biri 1949 yılında 38 hektarlık bir alanda Prof. Dr.Hayrettin Kayacık'ın önerisi üzerine kurulan Atatürk Arboretumu, diğeri ise Hayrettin Karaca tarafından Yalova'da kurulan Karaca Arboretumu'dur. Atatürk Arboretumu'na nasıl ulaşacağımız ilk bakışta bizi biraz ürküttü ama yaklaşık 1 saatte toplu ulaşım kullanarak gelmeyi başardık. Üsküdar'dan motorla Beşiktaşa, oradan minibüsle Hacıosman'a sonrasında da Bahçeköy otobüsünü kullanarak buraya ulaşabilirsiniz. Giriş için 10 TL ödeyip broşürünüzü alın ve bırakın kendinizi yeşilin ellerine. Arboretumun içinde 2 adet göl,  birbirinden farklı 2000 adet bitki ve pek çok gelin damat var:) Kendinize daha sessiz bir yer arayacak olursanız büyük gölden biraz uzaklaşmanız gerekiyor. Sessizliğin ve manzaranın tadını çıkarabileceğiniz birçok ıssız köşe var burada. Banklardan birine oturun ve sadece dinleyin. Bol bol fotoğraf çekip gününüzün 3-4 saatlik kısmını bu canlı müzeye ayırabilirsiniz. Şimdiden iyi eğlenceler...

28 Mayıs 2015 Perşembe

Adaların en yeşili sensin Heybeliada

Uzun bir kış mevsiminden sonra havaların ısınmasını fırsat bilen İstanbulluların kaçmak için fırsat kolladıkları bir yer olan Heybeliada'yı keşfe çıkıyoruz.  Prens Adaları arasında en yeşili ve bence en sakini olan Heybeliada'ya Bostancı, Beşiktaş, Kadıköy veya Eminönü'den ulaşabilirsiniz. Eski Rumca'da Halki yani bakır anlamına gelen Heybeliada kızılçam ormanları arasında eşsiz bir güzelliğe sahip. Büyük Ada'nın kalabalıklığından eser yok burada. Ada'nın sokaklarında dilediğiniz gibi kaybolun. Her sokak sizi farklı bir manzarayla karşı karşıya getirecek. Ada'da Çam Limanı'na doğru ilerlediğinizde yolun sonunda sizi Heybeliada Sanatoryumu karşılayacak. Bu Sanatoryum çam ağaçlarının arasında verem hastalarının tedavisi için kurulmuştu. 1980 sonrasında hastaneye devlet tarafından gelen destek kesilince hastane ayakta kalmakta güçlük çekmiş. 2005 yılına kadar yapılan yardımlarla ayakta kalmaya çalışan sanatoryum daha fazla direnemiyor ve bir daha açılmamak üzere kapatılıyor. Sanatoryumun hemen yan tarafındaki banklarda hem soluklanabilir hem de manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Sessizlik ve manzaraya bırakın kendinizi. Unutun bir süreliğine her şeyi ve herkesi. Sonra gelin kendinize kaybolun ara sokaklarda, eski evler arasında...

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Edirne yolcusu kalmasın

İstanbul'dan günübirlik nereye gidilir diye düşünürken çıkan fikir arasındaydı Edirne, sabah 7.30 gibi çıkıp yaklaşık 4 saatte Edirne merkeze vardık. Arabayı Selimiye Camii'nin arka taraflarında bir sokak arasına arabayı park edip turumuza başladık. İlk durak Selimiye Camii. 1568 yılında yapımına başlanıp 1574 yılında biten camii, II.Selim için Mimar Sinan'a yaptırıldı. Mimar Sinan'nın ustalık eserim dediği ve UNESCO Dünya Mirası listesine giren Selimiye Camii'ni mutlaka görün. Biz Edirne etrafında dolaşırken beyaz takım elbise, bembeyaz saçlar ve vespa ile yanımızdan geçen kişinin Selimiye'nin eski imamı olduğunu bilmiyorduk. İçeri girdiğimizde Camii'nin akustiğini gelen insanlara gösteren Nadir Ersoy birden herkesi etrafına topladı ve başladı Selimiye'nin tarihini anlatmaya. Buraya gelirseniz onu görmemeniz neredeyse imkansız. Camii gezisini bitirdiyseniz koşun ciğer yemeğe. Biz internet araştırmalarından ve daha önce gelen arkadaşlarımızdan aldığımız tavsiye doğrultusunda Aydın Tava Ciğere geldik. Bu arada Edirne halkı sıcakkanlılık konusunda kesinlikle yıldızlı pekiyiyi hak ediyor. Kime yer sorduysak gayet içtenlikle cevap verdiler. Edirne küçük bir yer. Tek gün içinde biz, Meriç Köprüsünü, Selimiye Camii'ni ve Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesini gezdik. Hafta sonu tek gün için gidilip görülecek yerlerden Edirne. Ciğer yemeden sakın dönmeyin:)

Tevfik Fikret'in İstanbul'u

Yüksekten bakın İstanbul'a ara ara çıkın tepelerine, hüznünüzü sevincinizi paylaşın onunla. Bazen de bağırın ona avazınız çıktığı kadar sonra durulun durun, nefes alın hissedin bu şehri. Burası Doğa Tepe hemen Rumeli Hisarüstü duraklarının yan tarafı. Otağtepe kadar net ve açık bir manzaraya sahip değilse de Avrupa Yakasında İstanbul'u en net görebileceğiniz noktalardan biri. Biz termosumuzu ve kahvelerimizi alıp buraya çıktık ve günümüzün yaklaşık 1 saatlik bölümünü burada geçirdik. Buradan sonraki istikametimiz Tevfik Fikret'in kendinizi bir hikayenin içinde hissedeceğiniz o büyülü evi oldu. Doğa Tepe'den buraya yürüyerek gelebilirsiniz. İçeri girdiğinizde sizi kocaman bir bahçe, masal gibi bir ev ve İstanbul karşılıyor. Bu evde kalıp şair, yazar, ressam olmamanız neredeyse imkansız. Karşınızda uzanan manzara size ilham kaynağı olmak için her an karşınızda. Aşiyan Müzesi burası , şair Tevfik Fikret’in 1906-1915 arasında yaşadığı,1945 yılından bu yana da müze olarak hizmet veren evi. Eve ilk girişte sol tarafta sizi Tevfik Fikret tüm misafirperverliğiyle karşılıyor ve hemen yan duvarda da Tevfik Fikret'in 1901'de yazdığı Sis şiirinden etkilenerek o anları tuvale yansıtan Son Osmanlı Halifesi Şehzade Abdülmecid Efendinin Sis tablosunu göreceksiniz. Sesli rehber mutlaka edinin. Ev içindeki yönlendirmeleri ve anlatılan bilgiler faydalı oluyor. Gidip görün burayı, Tevfik Fikret'in bahçesinde de bir tur atıp öyle gidin evinize:)

25 Şubat 2015 Çarşamba

Bi' gün yine İstanbul'dayız

Kelimenin tam anlamıyla fantastik bir İstanbul manzarası görmek isterseniz buraya mutlaka gelmelisiniz. Otağtepe Parkı Fatih Korusu TEMA Vehbi KOÇ Doğa Kültür Merkezi olarakta geçiyor. Biz Üsküdar'dan 14 M ile geldik buraya. Giriş için herhangi bir ücret ödemenize gerek yok. Sadece buraya gelin ve manzaranın tadını çıkarın. Burası Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nü Anadolu yakasından görebileceğiniz bir manzaraya sahip. İstanbul'a doya doya bakın. Bırakın tüm olumsuzluklarını bir kenara sanki her şey bu manzaradan ibaretmiş gibi bakın. Sanki etrafınızda sizden başka kimse yokmuş gibi sanki zaman durmuş gibi bakın...

18 Ocak 2015 Pazar

Eskişehir yolcusu kalmasın

2 günlük izni fırsat bilip Eskişehir'e gitmeye karar verirseniz yapmanız gereken ilk şey buradan tren biletinizi almak Biz biletimizi 35 TL'ye aldık sabah saatlerine aldık. Pendik'te arabayı otoparka bıraktık. 2000 araçlık bir otopark ve bir alışveriş merkezine sahip olduğu söylenen YHT'nin aslında 50-60 araç alabilecek açık, her yeri çamurlarla ve çukurlarla dolu bir otopark olduğunu öğrendik. Alışveriş merkezi mi? Eminönü alt geçidinin aynısı "Gel abla geeeel" Buraya kadar "Yüksek" hayal kırıklığı...Bekleme salonuna gitmek için alışveriş merkezinden geçip sokağa geri çıkmanız gerekiyor. Küçücük bir bekleme odasında treninizin hareket saatine kadar bekleyebilirsiniz.(Tuvalet yok) Biz tren saatine yakın aşağı inip uzuuuunca bir kuyruğa girdik (yine alışveriş merkezinin içindeyiz bu arada) Bagaj ve bilet kontrolleri sonrası trene bindik. Bizim gibi boşuna emniyet kemeri aramayın çünkü yok:) En fazla gördüğümüz hız 260 km/s oldu. Bol karlı manzaralar eşliğinde yaklaşık 2,5 saatte Eskişehir'e vardık. 60 lira ödeyerek öğretmen evinde kaldık. Öğretmen evine de tren garından yaklaşık 10 liraya taksiyle gittik. Eskişehir genel anlamda ucuz bir şehir. Biz eşyalarımızı odaya bırakıp gezmeye başladık. Öğretmen evinden Migros tarafına gidip Eskişehirlilerin Pino Burger dedikleri bir hamburger yedik. Bu arada Eşkişehirliler yardımseverklikte tavan yaptıklarını bizlere gösterdiler. Adres sorduğumuz herkes, bilmese bile yolu bulana kadar uğraştı:) Biz Ocak ayında gittik ve porsuk çayında teknelerle gezme şansımız olmadı. Giderseniz ve tekne gezisi yapmak istiyorsanız mevsime dikkat edin. Bu arada mutlaka bir harita edinin. Kesinlikle çok işe yarıyor. Gezilecek yerler haritada işaretlenmişti. Biz de gece yatmadan harita üzerinde çalışıp ertesi günkü planımızı hazırladık. Eskişehir'e gitmişken çibörek yemeden dönmeyin. Herkesin szie önereceği Papağan diye bir yer olacak ama biz oraya gitmek yerine Has Kırım Çibörek'e gittik ki çocukluğumdan bu yana yediğim en lezzetli çibörekti diyebilirim. Kıyıda köşede kalmış salaş ve kendi halinden bir mekan popüler değil ki bence bu da onu daha özel yapıyor. Kışın gidecekseniz ve Eskişehir'i çok iyi bilmiyorsanız şehir içinde ulaşımı taksilerle yapabilirsiniz. Fiyatları da gayet uygun. Bu arada Uçak müzesi(kışın giderseniz uçakları görebilmek için üzerindeki karların bir kısmını temizlemeniz gerekecek:) ve Devrim arabasını mutlaka görün. İkisine de giriş için herhangi bir ücret ödemenize gerek yok. Devrim arabası tren garına çok yakın, kime sorsanız seve seve yardım eder:) Biz Devrim Arabasını son güne bırakıp oradan dönüş yolculuğumuza geçtik. Aklımda kaç tane yediğimi hatırlayamadığım çigbörekler ve Porsuk çayında tekne gezisi yapamamanın burukluğuyla Eskişehir'den ayrılıyorum. Biz giderken dereceler -10'u falan gösteriyordu sanırım ve gitmek için iyi bir gündü.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Kömürcü Bendi

Haftasonu nereye gitsek diye düşünürken gördüğüm bir fotoğrafla plan kendiliğinde ortaya çıktı. Belgrad ormanıyla ilgili görsellere bakarken gördüğüm bir fotoğraf "İşte burası" dedirtince bana düştük yollara. Kimsenin pek uğramadığı, kıyıda köşede kalmış bir yer gibiydi. Fotoğrafı çeken kişinin bloğuna göz atınca buranın "Kömürcü Bendi" olduğunu öğrendim. Üsküdar'dan vapurla Beşiktaş'a oradan da minibüsle Hacıosman'a geldik. Biz minibüs tercih ettik ama otobüsle de gidilebilir. Hacıosman son durakta indikten sonra 42 HM ile Bahçeköy'e geldik. Belgrad ormanına giriş yaya iseniz ücretsiz. Belgrad Ormanında meydan kısmına geldiğinizde tabelalar size Kömürcü Bendi'nin yönünü gösteriyor. Meydandan sağa dönüp yaklaşık 1 saat 15 dakika kadar yürüyorsunuz. Bize sevimli bir köpek rehberlik etti. Fotoğraf çekmemizi bekledi, arabalar gelirken bizi uyarıp sağda bekledi:)Biz fotoğrafta gördüğümüz yeri ararken rehber köpeğimiz bizden ayrıldı. Biz hala o yeri bulma yoluyla devam ettik. Ama yol artık iyice topraklaşıp, hafiften ıssızlaşmaya başlayınca yanlış bir yere gittiğimiz düşünerek görevlilerden yardım aldık. Bu tarafa gitmememiz gerektiğini ve artık orman yolundan çıktığımızı söylediler. Aradığımız yer geride kalmış. Bulma umuduyla geri döndüğümüzde aradığımız yerin rehber köpeğimizin dinlendiği yerin alt tarafı olduğunu anladık. Aslında bizi oraya kadar getirip beklemiş, geri geleceğimizi biliyor gibi:) Kısacası çok kişinin keşfetmediği bu yerin büyüsü bozulmadan gidip görün...